Tibet`in komşusu Doğu Türkistan`daki 10 milyon Uygur Türkü`nün yıllardır yaşadığı Çin zulmünü kimseler duymadı. Uygur Türklerinin en büyük şanssızlığı, dünyaca ünlü bir süperstarın desteğini alamamalarıydı.
DOĞU TÜRKİSTAN`DAKİ
UYGUR TÜRKLERİ`NİN ÇIĞLIĞINI
DUYAN YOK||||UYGURLARA ACİLEN SÜPERSTAR ARANIYOR!||||Dünya,
Pekin Olimpiyatları başlamadan aylarca önce
Tibetlilerin Çin`i protesto eylemlerinden haberdar olmaya başlamıştı.
Çin hükümranlığı altında ezilen
Tibet`in sesinin duyulmasını sağlayanların başında ruhani lider
Dalay Lama ve
Hollywood yıldızı
Richard Gere geliyordu. Bu popüler şahsiyetler sayesinde herkes 5 milyonluk Tibet`i konuşurken, Tibet`in komşusu Doğu
Türkistan`daki 10 milyon
Uygur Türkü`nün yıllardır yaşadığı Çin zulmünü kimseler duymadı.
Uygur Türklerinin en büyük şanssızlığı, dünyaca ünlü bir süperstarın desteğini alamamalarıydı.||||8 Ağustos 2008 tarihli haberler arasında Olimpiyat Oyunları`nın başlamasının hemen öncesinde Ankara`daki
Çin Büyükelçiliği önünde düzenlenen bir protesto eylemi de vardı. Bir Uygur Türkü, Çin`in Uygurlara uyguladığı baskılar ve asimilasyonu protesto için kendini ateşe vermişti.
Olimpiyatlar sebebiyle dünyanın gözünün Çin`de olması ve vücudunu saran alevlerin aşkına olsa gerek, hem yerli hem yabancı basın kısa bir haberle de olsa bu çığlığı duydu: `Çin`in en kalabalık azınlığı olmalarına rağmen, neredeyse kimsenin adını duymadığı, asimilasyon ve baskılara maruz kalan
Uygurlar,
Tibetlilerin aksine tamamen yalnızlığa terkedilmiş durumdalar. Kendini yakma eylemi başka çare kalmayınca yapılan tipik bir umutsuzluk işareti. Uygurların sadece seslerini duyurabilmek için ne noktaya geldiğinin de göstergesi...` Olayı bu yorumla aktardı yabancı haber ajanslarından biri. Ancak, Uygur dramının yankısı uluslararası medyada bu kadarla kaldı.||||Dalay
Lama`nın süperstarları||Aynı tarihlerde Çin`in bir başka mağduru Tibet`in medyatik ruhani lideri Dalay Lama Olimpiyatlar boyunca sürecek bir Avrupa turnesindeydi ve her zamanki gibi tüm dikkatler üzerindeydi. Dalay Lama`nın Fransa ziyareti tüm medyanın ilgi odağı oldu. Sayısız röportajına yer verilen Dalay Lama, Tibet sorununu bir kez daha dünyanın gündemine sokmakta zorlanmadı. Çin hükümranlığı altında
Tibetliler ve Uygurlular neredeyse aynı kaderi paylasalar da 5 milyonluk Tibet`in sesi her daim duyulurken, 10 milyon Uygur Türkü`nün adını anan pek çıkmadı. Tek başına Dalay Lama tüm dünyada yüz binleri harekete geçirebilir, tüm devlet başkanlarıyla görüşüp, her yerde ülkesinin sesini duyurabilir ve özellikle Batı`da muazzam bir medya desteğini arkasına alabilirken, Doğu
Türkistanlı komşuları hakkında tek satır yazı çıkmıyor, uluslararası kamuoyuna hitap edecek bir tek temsilcileri bile tanınmıyordu. Başta Richard
Gere ve Budist olan pek çok yıldızın açık desteği Tibet davasının her zaman popüler kalmasını sağladı. Oysa Uygurların dünyada seslerini duyuracak, kamuoyu oluşturup, uluslararası kuruluşları harekete geçirecek ne karizmatik bir şahsiyetleri ne de seslerine destek verecek şöhretli isimleri vardı. ||||Uygurların tek şansı
Nobel almak!||Uluslararası arenada Çin`in Uygurları ve kültürlerini asimile etmek için yaptığı baskıları anlatmaya didinen en etkili figür, bir zamanlar Doğu Türkistan`ın en zengin işkadını olan
Rabia Kadir. Kocası da Uygur davasına adanmış bir isim olan Kadir, yedi yıl Çin zindanlarında yattıktan sonra her şeyini kaybetmiş olmasına rağmen, kendini Uygurlara yapılan baskıya karşı dünyada destek aramaya adamış. Milyarlık bir ticari imparatorluktan bugün eline sadece birkaç fotoğraf kalan Kadir, her 45 günde bir sadece beş dakika havalandırmaya çıkarıldığı iki yıllık hücre hapsine maruz kalmış. Bugünse Nobel barış ödülü adaylarından biri. Bu da onu zaten Çin tarafından dış dünyayla ilişkileri neredeyse tamamen kısıtlanan Uygurların sesini ulaştırabilecek tek popüler isim adayı yapıyor, ama bu şimdilik hiçbir şeye yetmiyor. Rabia
Kadir Çin`de `kültürel soykırıma` uğrayan Uygurların sesini dünyaya duyurabilmesi ve destek sağlayabilmesi için tek yolu şu sözlerle özetliyor: `Eğer Nobel ödülünü alabilirsem, tüm dünya Tibet gibi Uygur davasının da farkına varacak. Ancak böylelikle uluslararası toplumun desteğini alabiliriz.` 10 milyon Uygur`un Rabia Kadir sayesinde gelecek uluslararası medya desteğine ihtiyacı var, ancak bir film ya da pop yıldızının hamiliği olmadan seslerinin fark edilmesi zor gibi görünüyor.||||
Darfur`u
George Clooney ile görmek||Günümüzün geçer akçe kavramları şöhret, karizma ve popülerlik insanlık sorunlarını çözmese de, mazlumların sessiz çığlığını duyurmada, kitlelerin dikkatini çekmede, çözüm için harekete geçirmede bazen en organize kurumlardan daha etkili olabiliyor. Film ya da müzik yıldızları sadece kitleleri değil,
BM Güvenlik Konseyi`ni bile harekete geçirmekte diplomatlardan daha etkili olabiliyor. Örnek mi? 2006 Eylül ayında
Birleşmiş Milletler`de Darfur sorunu için aktör George Clooney ve Nobel ödüllü yazar Ellie
Wiesel`i biraraya getiren ABD temsilcisi
John Bolton şunları söylüyordu: `Bu iki insan hakları savunucusunun varlığının, insanların ilgisini büyüyen Darfur krizine çekeceğini ve
BM`nin de bu konuda kesin bir karar almasına yardım edeceğini umuyorum`.
Diplomatların aciz kaldığı meselelerde uluslararası yıldızlar en çetrefil politik ya da küresel sorunları tüm `sıkıcılığına` rağmen kitlelerin ilgisine sunabiliyordu. Müzmin
İrlanda sorunu belki de IRA`nın eylemlerinden daha etkili bir açılımı Bono ve grubu
U2 sayesinde buldu. Grup, tüm dünyada konuya ilgiyi çekmeyi başardı. George Clooney`nin yakışıklılığının cazibesinden başka şeyle ilgilenmeyen milyonlarca hayranı belki de onun sayesinde Darfur`daki insanlık dramına odaklandı.
Sean Penn ya da
Susan Sarandon`un şöhreti Irak`ın işgali ve savaşa karşı oluşan platforma inanılmaz bir popüler destek sağladı.
Angelina Jolie ve
Brat Pitt edindikleri evlatlıklarıyla fakir ülkelerdeki çocukların dramını milyonlara hatırlattılar.
Madonna bir evlat edinince haritada yerini kimsenin bilmediği unutulmuş ülke
Malavi bir anda herkesin gündemine girebildi. Bu tip ülkelerdeki sahipsiz çocuklara ilgi de o oranda arttı bir anda.
Afrika`daki müzmin
AIDS, verem ve sıtma sorunları eskiden beri bilinmesine rağmen ancak Bono,
Oprah Winfrey,
Leonardo Di Caprio,
Ed Norton gibi küresel şöhretler öncülük edince yardım fonları yükselişe geçti. ||||
Şöhret hep işe yaradı||
Sean Connery ise neredeyse tek başına
İskoçya`nın bağımsızlık davasının sembolü olmayı başarmıştı geçmişte. Connery`nin şöhreti, davanın uluslararası platformda daha çok ilgi çekmesini sağlamıştı. ||||
Güney Afrika`nın da apartheid rejimine karşı verdiği mücadelede tüm dünyanın sempatisiyle beraber desteğini alabilen fazlasıyla popüler bir yüzü vardı:
Nelson Mandela. Güney Afrika`da rejim değişikliğinin baş anahtarlarından biri olan Mandela ve ona destek veren yüzlerce küresel şöhret olmasa tüm dünya Güney Afrika`yı diğer ülkelerde yaşananlar gibi uzaktan seyretmekle yetinecekti belki de. ||Nobel barış ödüllü
Desmond Tutu komplekssiz, sevecen hatta bir din adamının ağırbaşlılığına yakışmayan imajıyla başta ırk ayrımcılığı olmak üzere kimsenin gündemine girmeyecek pek çok yerel sorunu bile yıllarca milyarların gündemine taşımayı başardı.
Tutu`nun popülerliği aslında sıra dışı insani hallerinden geliyordu. ||||
Ermeni davasının da şöhretli bir motoru vardı. Fransa`nın hâlâ en sevilen şarkıcısı olan Ermeni asıllı
Charles Aznavour şöhretini Ermeni meselesini tüm Fransa`ya anlatmak için kullandı. Bugün Ermeni sorununun bir
Fransız politikası haline gelmesinde
Aznavour`un payı büyük. Bu noktaya sadece tarihçilerle gelinmesi kolay değildi`
Charlie Chaplin de Yahudi soykırımının henüz önemsemediği tarihlerde benzer bir görev üstlenmişti. Türkiye`de de bunun benzerleri yok değil. Ahmet Kaya`nın müzik alanında kazandığı popülarite, Kürt meselesinin bir başka perdeden toplumsal alanda tartışılıp yer edinmesinin de yolunu açtı. ||||Süperstarı olan sesini de duyurdu||Dünyanın ilgisini Darfur`a çekebilmek için on çocuk evlat edinen
Mia Farrow, Kongolu göçmenler için harekete geçen
Jessica Lange, Zambiya`daki AIDS problemi için Naom Watts gibi Hollywood yıldızlarının ön plana çıkarılması her zaman dünyanın ilgisini uyandırdı. 70`lerde savaş karşıtı hareket
Jane Fonda gibi pek çok yıldızın militanlığının da katkılarıyla bambaşka bir popülarite yakalamıştı. Rockçı
Bob Geldof`un dünyanın en büyük gruplarıyla düzenlediği `
Live Aid` ve `
Live 8` konserleri ise zirveye ulaşan organizasyonlar oldu. Yıldızların insanlık sorunları vitrinine çıkması bazen reklam yapıldığı gerekçesiyle eleştirilse de, sönük kalan haklı davalarla karşılaştırılınca işe yaradığı görüldü.
Prenses Diana, imajını AIDS`liler yararına kullanınca dünyanın ilgisi bir başka oldu. Komedyen
Jim Carrey bile ciddi bir dava buldu kendine:
Birmanya`da tutuklu 1991 Nobel ödülü sahibi yazar
Aung San Suu Kyi`yi savunmak.||||Ünlü simaların kitle üzerindeki cazibesinden tarikatlar da yararlandı. Hakkındaki tüm olumsuz yayınlara, şaibelere rağmen sadece
Tom Cruise`un medyatik şöhret ve cazibesi bile Scientology tarikatının tüm dünyada tanınması ve yayılmasında büyük rol oynadı.||||
Vitrindeki şöhretler din imajını da etkiledi. Hıristiyanlık ve
Budizm gibi karizmatik bir temsilcisi olmayan İslam, kâh bir pop şarkıcısıyla, kâh bir teröristle, bazen de `Molla` imajıyla arz-ı endam eyledi dünya sahnesinde. Batı`da İslam`a yabancı olan pek çoklarının gündemine İslam aslında önce Çağrı filmi ve sonradan
Yusuf İslam olan
Cat Stevens imajıyla girdi. Stevens`ın şöhreti yerini
Bin Ladin imajına terk edene dek popüler İslam adına iyi bir vitrin yaptı. ||||En ciddi sorunların bile şöhretli isimlerle kamuoyuna gür sesle taşınabilmesi, süperstarsız davaların gölgede kaldığı gerçeğini de ortaya koydu bir anlamda. Bir yanda Tibet`Doğu Türkistan farkı, öte yanda George Clooney`nin `Kendi seslerini duyuramayanlar adına konuşuyorum` sözleri `Acaba Uygurların da bir süperstara ihtiyaçları mı var` sorusunu akla getiriyor.||||
BİROL BİÇER||birol.bicer@aktuel.com.tr||||"
Yeni AKTÜEL"||4-11 Eylül 2008||